Hayatın İçinden...

   Benim hayata bakışım biraz farklı... Kime göre, neye göre kavramlarına girmiyorum çünkü kendi iç varlığıma göre farklı en başta. Yani toplumsal birtakım kurallar çerçevesindeki öğretilmiş çaresizliklerle kaplanan yanlarımla örtüşmeyen yanımla. 
Aslında kendi içimde bile farklı dünyalar yaratarak orada yeni yaşamlar keşfetme arzusuyla araştırmalar yaparken ruhumdaki parçalarımdan farklı olduğunu savunan yanım benliğimde fazla yer kapladığında kendimi bu dünyaya yabancı hissediyorum. Bir yanım tamamıyla standart ve tekdüze yaşama ayak uydurmaya çalışıyor ama diğer yanım buna asla müsaade etmiyor. Çünkü biliyorum en ufak şeylerin bile bambaşka anlamları var. Ruhları var her şeyden öte... Sen nasıl bu var olan şeyi -adı her ne ise- inkar edebilirsin ki.                                     Yalnızca manevi bir körlük oluşuyor sanırım. Kalbine, ruhuna , hayata dokunmasına yardımcı olacak her parçasına perdeler çekilmişçesine inkar boyutunda bir yok saymak. Oysa ki yaşadığın her anın farkında olmadığın kıymetleri var. Hep arayıpta bulamadığın binbir türlü fırsatlar önünden , arkandan, sağından , solundan akıp geçiyor her gün. Yalnızca en başta sadece senin o perdeleri aralayıp neler olduğunu merak etmen yetecek belki ufacık değişimler için. Sürekli değişmek zorunda değiliz ancak buna bu denli kapalı olmakta tam anlamıyla bir intihar! Yaşayan ölü bedenler! Zıtlıkların bir arada yaşamasının en saçma hali! Ancak ben bu ölü bedenlerle konuştuğumda artık bu derin hisleri aktarmamaya karar verdim. Yalnızca susarak soğuk ruhlarının süzülerek geçmesini beklemek şu an için en mantıklı tavır. Çünkü sahte gülüşleriyle kendilerine oluşturdukları yaşamın donukluğu bir bataklık gibi seni de içine çekmeye hazır her zaman. Konuştukça seni içine batırarak yaşadığı anlamsız dünyanın griliğine bulamak en büyük arzusu. O yüzden susmak bazen en büyük kalkan..  Demek ki bu ölü bedenlerle, bazı ruhlar aynı zaman dilimine sığamıyorlarmış... 

Popüler Yayınlar