GÜNAYDIN


            Hayatımda yine bir dönüm noktasından geçtiğimi hissediyorum. Ruhsal değişim her zaman farkındalıklar yaratıyor. Bu günlerde geçmişi anımsıyorum sıkça. Geçmişteki kendimi… Ben neler hissederdim, neler yapardım, neler dinlerdim? Verdiğim tepkiler, konuştuğum konular neydi? Uzun zamandır unuttuğumu hissettiğim çocukluğum yeniden canlanıyor içimde. Bazı parçaları çıkartıp atmışım farkında olmadan. Aradım onları ama uzun zamandır nerede olduklarını bulamamıştım. Şimdi içimde dolan öfkeleri, insanlarla olan kavgalarımı bir kenara bıraktığımda hepsi kendiliğinden gelip yerleştiler eskiden oldukları yere. Yavaş yavaş bütün olma yolunda ilerliyorum. Hayatın doğal akışına bırakıyorum kendimi. Ne zaman bu akışta yaşasam her şey daha anlamlı oldu. Bunu bilmeme rağmen neden sürekli bu akışın önüne taşlar dizdim bilmiyorum. Belki de var olan bir sürecin içine dahil olup gerektiğinde mücadele etmektense sürekli isyan halinde, mutsuz düşüncelerde, ruhsuz günlerde yaşamak daha kolaydı. Hep böyle olmaz mı? Ağlatmak, güldürmekten çok daha kolaydır. Acı çekmekte mutluluktan… 
      Sözde mücadeleci olsa da ruhumuz özde tembel bir teneke… Her zaman olmasa da üst üste yaşanan sancılar bize bunları söyletebilir diye düşünüyorum. Her şeyden önce kendime dürüst olmalıyım. Ne zaman tüm içtenliğimle kendimi kabul etsem farkındalıklar artıyor, şikayet ettiğim olaylar artık eskisi kadar canımı sıkmıyor. İçime dönüp keyif aldığım işlerle uğraşabiliyorum. Müziğime dönüyorum, yazılarıma, sevdiklerime, bir fincan kahveye… Eski alışkanlıklar yenileriyle değişiyor. Değişmeyi kabul etmek zor olsa da değişim sonrası aldığım haz da paha biçilemez. Yalnızca o süreçte kendini kaybedip çarpılan duvarlar yoruyor insanı… Çocuklar gibi düşe kalka kurtuluyoruz sanırım. Belki de bazen o ana odaklanmayı yanlış yapıyoruz. En azından ben bir süredir yanlış yaptığımı fark ediyorum. Çünkü o an neler olduğuna, insanlara, olaylara o kadar kaptırdım ki kendimi, içimi unuttum. Ben kimdim onu unuttum. Ben kimdim ve hayatım için neler yaptım, neler yapardım? Bunlarla ilgilenmek yerine öfke ve endişe ile doldurdum zihnimi. Uçsuz bucaksız bir karanlık yarattım sonra içeride ufacık bir ışık arayıp bulamayınca daha da çok sinirlendim. Eski yaşantımız bambaşka bir hayata dönüşünce özü unutmak da neyin nesiydi? Anılarımızla var olduk. Yaşantılarımızda şekillenirken bazen kaybolduk. Hiç tanımadığın bir şehrin sokaklarında kaybolunca tanırsın tüm sokaklar, daha hızlı öğrenirsin gideceğin yolları. Sanırım bu kayboluşu da biraz buna benzeteceğim. Tek farkı zihnimin içinde gideceğim yolları ararken hiç sevmediğim bir kafeye girip kötü bir kahve içmekte ısrar etmiş olmam. Ne o kahveyi içmeyi bırakmışım ne de kafeden çıkıp gitmeyi göze almışım. Neyse ki kafamı oradan dışarıya uzattım yakında birkaç adım atıp sevdiklerime yol alırım… Eski benliğimle, sadece sevdiklerimle… Öfkeden uzak, yalnızca şefkatle... Ruhuma iyi gelenlerle....


Yorumlar

Popüler Yayınlar