15 inç


15 inçte kaybolan hayatlarız… Daha ince, daha estetik, daha hızlı, daha yavaş… Şekli şemali ne olursa olsun iletişimden yoksun nitelikleriyle bizi sadece girdabın merkezine doğru çeken ekranlar… Durum bu kadar mı vahim? Bence vahim… Belki de benim gibi ruhundan beslenenler için vahim… Hayatın akışını kesip de ekran içinden hayat akıtmaya çalışıp, arkasından ödülümüzü alıp yaşamaya çalışmak bence son derece vahim… E tabii ki teknoloji ilerledi, çağımız boyutlar atladı, biz değiştik, yeni nesil üretimler, falanlar filanlar… Say say bitmeyecek faydalardan bahsediyoruz. Tabii ki bende ilkellikten yana değilim ama unuttuğumuz ve yitirdiğimiz değerlerin peşindeyim. Evet, bu yazıyı bile bu teknolojiden yararlanarak yazıyorum bu ne saçma çelişki diyebilir insan ancak benim tek derdim tamamen bu teknoloji değil, ilerleyen zamanla beraber insanların birbirinden daha çok uzaklaşması, birbirlerini anlamaması…
Artık kimse kimsenin yüzüne bakmıyor doğru düzgün. Kimse kimseyi dinlemek istemiyor. Dert duymak istemiyor, öğüt vermek istemiyor, bırakıyor, düşünmüyor… Doğanın özünü o kadar çok özledim ki bu yapaylıkta boğuluyorum. Mecburuz bu yapaylığa ve bu mecburiyetin insanı tutsak etmesini kabullenemiyorum. Bu tutsaklıktan ise yine kendimiz kurtuluyor, doğaya kendimiz koşuyoruz ama bir yandan da sürekli bir mücadele sürekli bir kargaşa yaratıyoruz. Özünde son derece basit olan bu döngünün içinde yumağa dönüşüyoruz. Herkesin suratından düşen bin parça. Hayatın bize getirdikleri ile bizim ona getirdiklerimiz örtüşmeyip de yanından geçince sanırım insan yolunu şaşırıyor. Çünkü yol hep dümdüz olsun istiyoruz. Belki de önden biri gelsin toz, toprak, çalı, taş ne varsa toplasın istiyoruz. O yolda en keyifli yürüyüş o zaman olacak sanıyoruz. Elbette gerektiğinde düşeceğiz, dizlerimiz kanayacak fakat bu kanamalar, düşmeler bile sanal artık. Belki acılarımız bile sanal… Çoğumuzun yaşadığı sanal… Aktarılanlar ve yaşananlar diye apayrı boyutların oluştuğu bir düzene koşuyoruz. Yaşadığını paylaşmak değil, paylaşmak için yaşamaya başlayanlar bile var..
Aslında özetle iki dudağımızın arasından çıkacak hayat dolu sözcükler, gözlerimizden yayılacak sıcaklık yerine, parmaklarımızın yönettiği harflerin donukluğuyla birbirimizi anlamaya çalışmaya uğraştığımız sürece bu kargaşalar bitmeyecek. 
Ruhumuz, arkasına saklanmaya çalıştığımız ekranlardan çok daha kıymetli ve renkli… Umarım bir gün sadece ruhumuzu besleriz… Sadece…

(Tüm duygularıma eşlik eden Jehan Barbur'un şarkısı da yazıma eşlik etsin istedim... Gerçekten de bir durup dinlenme zamanı.... )

Popüler Yayınlar