Pazartesi Sendromu

İki tuğla arasına sıkışmış kalmış bir bedenin hissettiği basit ama dayanılmaz zulmün haykırışları... Yalnızca basit iki tuğla hapsetmiş varlığını ve bilinmeyen örtülerle kaplamış sanki geriye kalan bütün boşlukların. Öyle kalıplaşmış, öyle sıradan...

Etrafımızda 24 saatlik zaman dilimine sıkışmış bedenler dolaşmıyor mu sanki? Karamsarlık ya da umutsuzca düşünme değil bu, özgürleşme çabası altında ya da özgürlük tanımı altındaki kısıtlamalar ve daralmaların dışa vuruluşu... Duygular, düşünceler var olan bütün hisler ya inişte ya da çıkışta. Ortası yok, ortası sıradanlık, sıradanlık kimsenin işine gelmez. Benim de işime gelmiyor. O iki tuğla da oraya nasıl yerleşmiş sorsalar, cevabı yok. 

Yaşam, zaman, sorumluluk, maddiyat, maneviyat... Bildiğin ve öğrendiğin bütün kelimeleri sıralayabilir insan umarsızca. Saatler, dakikalar, saniyeler dilediğinde önem kazanır varlığında. Anlamlandırman boşuna bir çaba.

Ya o tuğlalar ile yaşa ya da ... Boşver sadece yaşa...
Düşünme...
Yaşa...
Bekleme...
Yaşa... 



Popüler Yayınlar