İçimizdeki Yabancı

  Anın tadını çıkaranlardan olamamıştım hiç. Son zamanlarda okuduğum her kitapta da sürekli bundan bahsediyordu.
  " Yaşam ne geçmişte, ne gelecekte. Sadece şu anda akıyor." diyordu hepsinde özetle.
   Vücudumdaki her hücreme bunun işlemesine izin verebildim en sonunda. Yoksa hayat hep soru işaretleriyle doluyor. Oysaki bütün hepsini cevaplayacak gücümüzü kullanmayı başarmakta bütün bu kaosun anahtarı.

   Ahmet Altan bir denemesinde şöyle yazmış,
   " Bütün insanları korkutan cümle şudur:
    -Gizlediğin her şeyi biliyorum.
     Ve, gerçek şudur...
     Gizlediğin her şeyi bilen biri var.
     Ve sen onu öldürmeye uğraştıkça o, seni doğuracaktır.
     Tek bir cümleyle hep ölüp, hep doğacaksın.
     Çünkü, gizlediğin her şeyi bilen biri var.
     Ve, o sensin... "
   Bu cümleler beni öyle derinden etkiledi ki...
  Çoğumuz hayatımızı başkalarının gizlediklerini çözmeye uğraşmakla geçiriyoruz. Sakladıkları bir şeyler olduğundan kuşkulanıyor, harap ediyoruz günlerimizi, gecelerimizi...
  Oysa kendi gizemimizi çözmek için çabalamıyoruz. Hep bir başkası var içimizde. Yalnızca onun düşüncesine önem verdiğimiz bir başkası. Ve çoğu zaman kim olduğumuzu unutuyoruz bu şekilde.
  Karşımızdakiyle şekilleniyoruz böylece.
  Sonra o kişi gittiğinde, içimizde dolduramayacağımıza inandığımız bir boşluk oluşturuyor, harcandığımıza üzülüyoruz.
  Kim kimi harcıyor?
  Hiç kimse, hiç kimseyi...

 Biz bir boşluk yaratıyoruz ve hep o boşluğu bir başkasının doldurmasını istiyoruz. Hem bizim gizemimizi çözmesin, kendimize öldüğümüz tuğlaları kırıp bizi savunmasız bırakmasın istiyor hem de en hassas noktamızı yaksın, eritsin istiyoruz.

 Kendi karmaşamızı kendimiz yaratıyoruz.
 Yabancı hayatlarda alevlendirerek üstelik...
 Ne garip...
 Kendimiz soru yaratıyor, kendimiz yanıtlayamıyoruz.
 Ya geçmiş korkusu ya da gelecek kaygısı diyoruz adına.
 Oysa yalnızca anın harcanması...
 Ve sonrasında kaçırdıklarımıza hayıflanmak da cabası.

Popüler Yayınlar