Çekmecedeki Sonbahar

 
  Ilık bir sonbahar akşamıydı. Tüm acılarını yaşamıştı belki de ama hani tam da bu da geçer dedikleri anın karmaşasındaydı. Pek sevmezdi aslında sonbaharı. Kış gelirdi ya arkasından soğuk olurdu, üşürdü... Sevmezdi işte hiç sevememişti. Ama galiba artık sonbaharı da seviyordu garip bir şekilde. Hırkasını ilikledi sonuna kadar. İyi ki şalımı almışım diye düşündü. Sardı boynuna sıkıca, sahile doğru yürümeye karar verdi. Orası daha da soğuktu ama olsun, içine işleyen o rüzgar iyi gelecekti şu anda ona. Kulağında bir piyanonun tınıları vardı. Bu ses, bu şarkı eskilerden birinin armağanıydı ama o an iyi hissettirecek tek şey o notalarda kaybolmaktı belki de. Dalgalarda pek durgun değildi bu akşam. Tıpkı benim gibi diye düşündü. Her dalganın vuruşunda kıyılara biraz daha sakinleşti sanki.     

 Ne garipti şu yaşananlar, tek yaptığı güzellikler için çabalamaktı. Galiba çok erkendi bunun için. Belki de daha o kadar büyüyememişti. Oysa ki kendini hep daha büyük bir insanın bedenine hapsolmuşcasına olgun hissederdi. Aman ne büyük marifetti ya.

 Durmadan yürüyordu ve adımları da giderek hızlanıyordu. Koşabilseydi belki de daha çok rahatlardı. Hani bazen rüyalarda koşmak, kaçmak istersiniz de koşamaz ve çığlıklarınızla uyanırsınız ya öyle bir tutulmuşluk vardı sanki üzerinde. Zor değildi biliyordu, yaprakların üstüne basarken yapabilirim diyordu. Biliyordu çünkü başarmıştı defalarca...

  Vazgeçmeyecekti. Hani bir ara her şeye dair tüm ümidini yitirmişti, tüm inancı, tüm o çocuksu düşleri gitmişti. Ne çok hayal kurardı eskiden. Saçları rüzgarda uçuşurken yağmur çiselemeye başladı. Şemsiye de yoktu yanında ama zaten olsa da açmazda şu anda. Sanki tenine düşen her damla içini yıkıyordu, arındırıyordu tüm sıkıntılarından. Yağmur git gide daha da hızlandı, sırılsıklam oldu ama ne garip ki az önce ayaklarında hissedemediği kuvvet birden kendini hatırlatmıştı. Koşmaya başladı, gittikçe daha hızlı koşuyordu. Durmak istedi ama şimdide duramıyordu. Sahilin sonuna geldiğinde nefes nefese kalmıştı artık . Bakmak istemiyordu ama yenik düştü kendine ve kafasını çevirdi teknelere doğru. Gülmeli miydi , üzülmeli mi karar veremedi . O aylar boyu satılmaya terk edilmiş tekneyi göremedi. Manzaranın güzelliğini engelleyen bir şey yoktu artık. Tadını çıkarmaya karar verdi ve bunu, yapmak sevdiği şarkının eşliğinde tek başına, yalnızken çok daha keyifliydi bunu tüm benliğiyle hissetti.

  Artık iyice üşümeye başlamıştı. Islanmış giysileriyle rüzgarda kalmak çok da akıllıca bir iş değildi. Aylardır akıllıca hiç bir şey de yapmamıştı gerçi. Kime, neye , nasıl inanacağını şaşırmış bir haldeydi. Gün geçtikçe öğrendiği bütün iğrençlikleri hazmetmeye çalışmak çok da kolay olmuyordu çünkü. Dünyadan hiç bu kadar nefret etmemişti belki de . Oysa ki gülümsemeyi hep severdi. Hep temizlemişti içini bu şekilde, yeniden deneyebilirdi bunu hiç de zor olmamalıydı. Cevapsız sorular cezalarım belki diye düşündü ya da doğru soruları sormayı becerememişti. Kim bilir belki de gördüğü her şeyi zamanında sormalıydı. Üstüne yenileri eklendiğinde değil...

  Söyleyemedikleri sanki unutulmuş bir çekmeceyi görüp canının yandığı gibi yakıyordu kalbini. Ama sesini çıkarmayacak kadar mühürlenmiş olabilirdi bazen . Aylar sonra o çekmece tekrar gözüne iliştiğinde, zaten eskiden orda olduğunu bildiklerinin üstüne yenilerinin konmuş olduğunu fark etmesi gibiydi şu an yaşadıkları. (Siyah rengini de çok severdi oysa ki, gerçi mavi de fena değildi) Sakinliğini nasıl koruyabildiğini düşünürken uzun zamandır beceremediği gülümsemenin kendiliğinden oluştuğunu gördü. Nasıl da aptallıkmış meğer diye düşünürken bir kaç damla yaş aktı gözlerinden . Çünkü onlar atılmamış, görmesin diye itilmiş bir köşeye. Hep yapıldığı gibi sadece itilmiş... Yine de düşünceli davranışlar olduğu ve güven duygusunun inancına sahip olunduğu masum zamanlardı işte ne yapsaydı. Bazen öyle güvenirdi ki karşısındakinin kim olduğu hiç ilgilendirmezdi. Düşünme işini beyin bırakırsa hele olacakların hesabı kitabı olamazdı elbette diye geçirdi içinden.

Birden kendini evde buldu. Nasıl geldiğini anlayamamıştı. Kaybolmuş anılarda sürüklenmişti sanki. Olsun şimdi sıcak bir kahve eşliğinde biraz ısınmak iyi gelirdi. Önü yine bahardı nasıl olsa, hemen peşinden de yaz gelirdi ısınırdı bol bol. Bildiğini söylemediği şeyleri kapıyı açarken dışlarda bırakmaya karar verdi. Nasıl olsa bir faydası yoktu ona. Belki bir gün anlatırdı, kim bilir belki bir gün....

Popüler Yayınlar