İşte öyle bir şey...

Zaman geçtikçe her şey nasıl da değişiyor. İnsanlar, yasanmışlıklar, duygular, düşünceler, gelenler, gidenler, gitmek ısteyenler.... Uzar gider bu sözcükler. Neyi nereye koyacağını, nasıl yerleştıreceğını , ne dıyecegını bilemezsin çoğu zaman. Her giden de bir şeyler alır götürür senden en kötüsü de bu sanırım. Kim ne kadar güçlü olmaya çalışırsa çalışsın işin içine bir çomak giriyor mutlaka ve sen bunu engelleyemiyorsun. Mutluluk elbette göreceli bir kavram, ama bazen öyle yoğun hissedersin ki bu kavramı içinde hiç bir şeyi göremezsin etrafında olup biteni. Zaten anladığım tek şey o mutluluğun hiç bir zaman uzun sürmeyeceği. Ama bu kadar ters dönmesi gerekir mi işte bunun cevabı asla verilmeyecek sanıyorum ki! 
 Her yasam ayrı bir hikaye sonuçta. Öyle hikayeler dinledim ki son 1 ay içinde , dünyanın gerçekten nasıl bir yer olduğunu tam anlamıyla , tüm çıplaklığıyla gördüm. Aslında daha neler göreceğiz bir sürü şey vardır eminim ama karşılaşmak istiyor muyum çok da emin değilim. Her şeyi koy bir kenara ve devam et denir ama bunu da öğrenmek zaman alıyor. Yalnız kalmak gerekiyor bazen , sürekli düşünmeden , sadece huzuru yakalamaya çalışmak, kafanın içinde dolaşan tilkileri kovalamak gerekiyor. Ama nasıl zor bunu yapabilmek ya da neden bu kadar zor? Cevabı bulunamayan veya verilemeyen sorular sormayacaksın hayata. Zorlanıyor çünkü sana bunları açıklamaya çalışırken ve zaman da akıp gidiyor sen bunlarla boğuşurken...
 O kadar çok üzülen, acı çeken insan var ki . Herkes derdini anlatamadığı için öfkeli, patlayamadığı için tam anlamıyla, anlaşılamadığını düşündüğü için, aktaramadığı için hislerini üzgün belki çoğu zaman. Düşünüyorum bu kadar mı zor bunları gerçekleştirebilmek, ne zaman bu kadar içinden çıkılmaz bir hal alıyor , nasıl bu kadar karmaşıklaştırıyoruz anlam verebilmek gerçekten çok zor.

Hayat arka fonda çalan bir müzik gibi akıyor bu sıralar. Hani deniz kokusunu içine çekerek, teninde rüzgarı hissederek otururken öylece bir bankta, tek başına saz çalan bir adama kulak kabarttım geçenlerde. Halbuki çok da sevmem ama denizin üstüne çakan şimşek sonucu birden aydınlanan gökyüzü ve hafif de çiseleyen yağmurla beni sakinleştirdi adeta . Geçen insanları seyrettim saatlerce , hikayelerini tahmin etmeye çalıştım. Balık tutmaya çalışan adamlar, yıllara meydan okumuş ama birbirlerine sahip çıkmış, aşklarını hala dışarıya bile  aynı heyecanla yansıtan elele gecen bir çift, bisikletle spor yapmaya çıkmış insanlar, ülke mesleklerini tartışan arkadaşlar, içip içip sarhoş olmayı planlayan kızlı erkekli gruplar, müziğini açmış dünya umrunda olmadan yolun ortasında dans eden iki yaşlı amca... Neler neler var daha. Gülümsetiyor çoğu zaman başka hikayeler insanı, bazen ise imrenerek izliyorsun kısa metrajlı bir filmmişcesine.... Kısa sürüyor çünkü kendi hikayene dönüyorsun hemen. Herkes için kendisidir önceliği, merkezden çıkartmayacaksın benliğini. Ama tabi o merkez de neresi ben henüz çözebilmiş değilim. Neden sürekli bir şeyleri çözmek zorundayız ki. Yaşayalım gidelim işte olmuyor ama. Bazen öyle istiyorum ki şöyle sakin, huzurlu , dertsiz küçük bir sahil kasabasında yaşamayı. Çünkü hayat telaşı olmayacak orda. Riskler, sıkıntılar, hırslar , yarışlar.... Mavi ve yeşilin huzuru sadece , bu sakinlikte aşk bile en dolu haliyle yaşanır eminim ki.
Arabeske bağlayacağım şimdi belki ama  iki gün önce mezarlığa gittim. Hemde tam İstanbul'un karmaşasından döndüğümde. Hava hafif yağmurlu, kararmak üzere ... Şöyle tepe bir yere çıktım ve içim titreyerek uzun uzun baktım toprağa. Çok garip bir duygu yoğunluğuna büründüm birden. Dedim neyin kavgasını sürüyoruz , ne hikayeler yok olup gitmiş. Söylenecek sözleri, yaşanacak hisleri yarım kalmış. Peki değer mi , değmeli mi? Bu kadar yormak , zorlamak nereye taşıyacak ki bizi? Doğduk, büyüyoruz ve nereye gideceğimiz hiç belli değil. Hani filmlerde gerilim sahnelerinde arkadan rahatlatıcı ya da hareketli güzel bir parça çalsa o kadar korkup gerilmeyeceğimizi söyleriz ya, bu sıralar öyle parçalar bulmak lazım tek çözüm bu sanırım....

Popüler Yayınlar